İkizdere'de yükseldikçe hava incelir, ağaçlar seyrekleşir, telefon çeker mi çekmez mi hiç belli olmaz. Burada vakit nasıl geçer diye sorma; yürürsün, durup bir yere bakarsın, suyun sesini dinlersin, çoğu zaman bu kadarı yeter zaten. Şehrin telaşından kaçan biri için bu üçü fazlasıyla yeterlidir. Elindeki zarın kaç geldiği aslında önemli değil; sonuçta yine dağın içinde, yine sessizliğin tam ortasında bulursun kendini.